|
TÜRKÇE 'NİN GÜZELLİKLERİ
Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı
sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir.Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir,
bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer
dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır.
Yeryüzünde yaşayan bütün milletler, öznel bir şekilde kendi kültürlerini,
örflerini ve dillerini diğer milletlerinkinden üstün
görmektedirler.İnsanlar genellikle duygularıyla yaşarlar.Akıllarıyla
yaşadıklarını öne süren bilim adamları bile, pek çok savlarında
duygularının esiridir aslında.Şu anda dünyada büyük bir yayılma alanı
bulmuş olan Hint Avrupa dil ailesine mensup İngiliz dilini konuşan bilim
adamları, böyle bir öznel yaklaşımla kendi dillerini “en üstün dil”
konumuna koymaya cüret etmişlerdir.Onlara göre, bütün dünya İngilizce’yi
konuşursa medenileşecektir.Bir dilin üstünlüğü neye göre olacaktır?Onlar:
“en çok yayılan ve bükümlüleşen dil en üstündür” demektedirler.Bu görüşe
göre, günümüzde Türkçe, İngilizce’ye göre oldukça aşağı basamaklardadır.En
alt basamakta ise Çince gibi diller vardır.Bizim bu kitabı yazmaktaki
amacımız; bu gibi dilimizi aşağılayan görüşleri, bilimsel yöntemlerle yer
yüzünden tamamen ortadan kaldırmaktır.Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı
sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir.Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir,
bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer
dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır.
İngilizce, çok mükemmel bir dil olduğundan dolayı bu kadar
yayılmamıştır.Belki bu dili konuşanların bilimsel ve ekonomik
üstünlükleri, diğer insanları bu dili öğrenmeye itmiştir.Nasıl ki, bir
zamanlar Fars ve Arap toplumlarından bilimde ve edebiyatta kendilerini
aşağı gören toplumlar, bu dilleri öğrenmişler ve gerçek sahiplerinden daha
iyi kullanmışlardır.Bunun gibi bugün de batı dillerine bir yönelme doğal
olarak gerçekleşmiştir.Selçuklu Devlet’inde bilindiği üzere Farsça, Resmi
Dil olarak kabul edilecek derecede ileri gidilmiştir.Arapça ve Farsça’nın
etkileriyle Türkçe’nin Osmanlıca adı altında yeni bir lehçesi
oluşmuştur.Diller kara kaşları, kara gözleri için yayılmazlar tabiri
caizse.Ve birbirlerinden çok fazla da üstünlükleri yoktur.Her dilin de
kendine göre güzellikleri vardır.Bizim bu kitabı yazmaktaki amacımız,diğer
dillere saldırmak değildir.Bizim amacımız yüzlerce yıldır yabancı (Bizim
içimizden de bazı “yabancılar” çıkmış) bilim adamlarınca
küçümsenen,aşağılanan bir dili savunmaktır.Aslına bakılırsa,Türkçe’nin
savunulmaya da ihtiyacı yoktur.Türkçe zaten tüm güzelliğiyle kendini
savunmaktadır.Bizim gayemiz de kendi bakış açımızla görebildiğimiz
güzellikleri sizlerle paylaşmaktır.Türkçe’nin güzellikleri bizim
söylediklerimizden ibarettir dersek,bizler de Türkçe’yi küçümsemiş
oluruz.Elbette biz buz dağının görünen kısmıyla ilgilenebildik.Uzak
amacımız, Türkçe’nin bilinmeyen daha pek çok güzelliklerine de
ulaşabilmektir.
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki;Türkçe dünyanın tamamına yayılmış bir
dildir.Şu anda da Ermenilerden, Arnavutlara kadar onlarca halkın ikinci
bir dil olarak konuştuğu mükemmel bir dildir.Türkçe pek çok dünya
milletinin dillerinde köklü değişiklikler yapmış bir dildir.Bugün
Yunanca’da yüzlerce Türkçe kelime vardır.Sırplar Osmanlı’dan miras kalan
“Devlet” kelimesini hala kullanmaktadırlar.Bir çok dili de etkilemiş bir
dildir Türkçe.Bazı dil bilginleri Türkçe’nin kökenlerinin İsa’dan Önce 15
binlere dayandığını ifade etmektedirler.Hatta bazı cesaretli dil
bilginleri , Hint Avrupa dillerinin kökenin de Ön Türkçe olduğunu iddia
etmektedirler.Anadolu’daki bazı medeniyetlerin de Ön Türklerin medeniyeti
olduğu Türkologlar ve Dil Bilginleri tarafından ispat edilmektedir.Yine
Hititçe ve Sümerce’nin Ön Türkçe diller olduğu iddia edilmektedir.Bu
iddialar bazı dil bilginleri ve araştırmacılarca ispat da
edilmektedir.Bazı Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin dillerinin
Gramer yapıları Türkçe’ye çok benzemese de, çok çeşitli yönlerden
Türkçe’nin bu dilleri derinden etkilediği görülmektedir.Bu da Türkçe’nin
erken dönemlerdeki tesirini göstermektedir.Bütün bu örneklerden de
görüldüğü gibi Türkçe gerçekten köklü ve tarihte çağ açan ve çağ kapatan
bir medeniyetin Ortak Dili olmuş güzel bir dildir.Bugüne kadar Türkçe’nin
üstünlüğünü ve güzelliğini anlatan pek çok kitap neşredilmiştir.Bizim,
Türkçe’yi, Anglo-Sakson kelimelerin istilasına karşı, muhafazaya
çalıştığımız gibi, bizden bin yıl öncesinde de, Kaşgarlı Mahmud, Fahreddin
Mubarekşah, Zemahşeri gibi Müslüman Türk bilginleri, yazdıkları
birbirinden değerli eselerlerle, Türkçe’nin ve Müslüman Türk kültürünün
diğer dillerden ve kültürlerden üstünlüğünü ispata çalışmışlardı.Bizim bu
mutevazi çalışmamız da aynı geleneksel çalışmaların, bir farklı anlayışla,
devamından ibarettir.Anlayış farkımız şudur; Artık bizim için tehlike
Farsça ve Arapça gibi diller değildir..Onlarla zaten bir sulh tesis
etmişizdir.Bizim için şu andaki mesele, Anglo-sakson dillerinin ahlaki
bakımdan olumsuz yan etkileriyle, bizim edebi dilimizi, ebediyen yok etmek
üzere yaptıkları edepsiz saldırılara mukavemet etmektir..Bu alanda da pek
çok başarılara imza atılmıştır..Pek çok bilginimizin pek çok nadide
çalışmaları, insanımızı uyandırmaya devam etmektedir.Ancak böyle ulvi
vazifeler, fani şahsiyetlere bina edilemez..Türkçe’yi korumak vazifesi,
tüm milletin vazifesidir.İlmi vasfı ne olursa olsun, herkesin Türkçe’yi
savunmaya ve korumaya hakkı vardır..Yeter ki Türkçe’yi korumak adına
söylenenler, ilmi delillerle kuvvetlendirilsin.
Biz bu çalışmamızda, Türkçe’nin bilhassa düzen yönünden üstünlüğünü ispat
etmeye çalıştık.Bunu yaparken sade bir dil kullanmaya da özen
gösterdik.Zira ulaşmak istediğimiz kitle geniş bir kitledir.Bu kitlenin
ilköğretim öğrencisinden, Üniversite hocalarına kadar çeşitli fertleri
vardır.Maddeler halinde Türkçe’nin Hint-Avrupa dillerinden üstün olan
yönlerini tespite çalıştık.Türkçe’nin üstünlüğüyle ilgili olarak, bizim 80
civarında tespit ettiğimiz maddelerin sayısı belki 200’ü bulabilirdi.Belki
başka bir zaman,başka bir çalışmada bu sayıyı daha da
genişletebiliriz.Yine bu çalışmamızda Türkçe’nin Ermenice, İngilizce,
Farsça , Arapça gibi birbirlerinden çok farklı mantık yapılarına sahip
dilleri nasıl etkilediğini de bazı örneklerle göstermeye
çalıştık.Türkçe’nin Matematikselliği konusu hep kafamı kurcalayan bir
konuydu.Bu Türkçe’nin Matematiksel Şifresi gibiydi adeta.Sonunda bu dilin
matematikselliğine açılan kapılardan birini bulduk ve Türkçe’nin bu güzel
yönünü de ortaya koymak bize nasip oldu.Osmanlıca konusuna da özellikle
değinme gereği duyduk.Çünkü, bu lehçeyle yazılmış pek çok nadide eserimiz
arşivlerde, tozlu raflar ardında çürümeye terk edilmiş şekilde
durmaktadırlar.Bu lehçeyi dünyamızdan dışlayışımız ise, bizim bu lehçeyle
yazılmış bilimsel, edebi eserlere ulaşmamızı imkansız kılmıştır.Bunun kötü
sonuçlarından biri de, kendimize ait bir medeniyet oluşturamamamız, başka
medeniyet dünyalarında dolaşıp durmamızdır.Şimdi lafı fazla uzatmadan
sizleri, Türkçe’nin şifrelerle ve güzelliklerle dolu dünyasıyla baş başa
bırakıyorum.Umarım siz de Türkçe’nin hazinelerinden birine ulaşmak için,
bir şifre çözersiniz.
1) Türkçe’miz fiil yönünden gerçekten işlek bir dildir.Diğer dillerden
isim almış olsa da çok sayıda fiil almamıştır.Fakat İngilizce’nin %80’inin
Latince gibi dillerden alıntı olduğu bilinmektedir.Günümüzde Türkiye ve
Orta Asya Türkçe’leri incelendiğinde, Türkçe’nin asliyetini doğal
değişmeler dahilinde koruduğunu görmekteyiz.Belli bir zaman diliminde bazı
kelimeler alınmışsa da bu kelimeler halk diline fazla nüfuz etmemiş,
devlet diline has kalmıştır.Hatta pek çok Osmanlı Padişah’ının şiirleri
incelenirse ne tatlı bir Türkçe kullandıkları ortaya çıkacaktır.Türkçe
bilim dili olabilecek, kendine yetebilen nadide dillerden birisidir.Yavuz
Sultan Selim’in edebi sanatlarla zenginleştirdiği ve Şah İsmail’e
gönderildiği rivayet edilen, o dönemin Türkçe’siyle yazılmış bir kıtasını
sizlerle paylaşalım:
Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol alemde dildar olur
Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur.
Bu şiiri incelediğimizde Türk’ün ince edebi zekasını müşahede
edebiliyoruz. Orhun abidelerindeki şiirsel üsluba fazla şaşırmamak
gerekir.Bu üslup daha da güzel süslemelerle Osmanlı döneminde de devam
etmiştir.Şiir Müslüman Türk’ün de hayatında ayrılmaz bir parça
olmuştur.Ben bu şiirin ince özelliklerini öğrencilerime
anlatıyordum.Dersleri çok da iyi olmayan bir kız öğrencim bu şiirdeki
edebi sanatın benzerini uyguladığı çok güzel bir şiir yazdı..Üstelik 5-10
dakika içinde yazdı bu şiiri..Pek çok öğrencim de bu şiire birer nazire
yaptılar.Daha önce hiçbir şiir deneyimi olmayan ve fazla da okumayı
sevmeyen bu çocuklara böyle sanatlı bir şiiri yazdıran nedir?Elbetteki o
çocukların analarından süt emdikleri sırada ruhlarıyla ve kulaklarıyla
emdikleri Türkçe sütü, bu müthiş kabiliyetlerin doğmasına sebep
olmuştur.Türkçe en okumuşunu da,hiç okumamışını da şiire, edebiyata meftun
eden nadide bir dildir.Aşık Veysel gibi çok az tahsil görmüş insanlara o
ölümsüz eserleri yazdıran neden, kendi içlerindeki deha ve yeteneklerin
Türkçe bağında sünbüllenmesinden ibarettir.
2)Türkçe’deki kurallılık Türkçe’yi ezber dili olmaktan çıkarmakta bir
mantık dili haline getirmektedir.Hint Avrupa dillerinde bir çok Düzensiz
Fiil ve Kelimeler yoğun bir ezber faaliyetini gerektirmektedir.İngilizce,
Gramer kitaplarında geçen yüzlerce düzensiz fiil bize bu hakikati
haykırmaktadır.Her kesin bildiği bir Go- fiilinin Past Tense(geçmiş zaman)
hali Went şeklindedir.İnsanın mantığını Go’dan Went’e götürecek hiçbir
mantıksal köprü kurulamamaktadır.Yüzlerce böyle formu ezberlemek
gerekmektedir.Ancak Türkçe’mizde bu kelimenin karşılığı olan Git- fiilinin
dili geçmiş zaman hali, Git-ti şeklindedir.Bu kelime bir –ti ekiyle
kökünden başkalaşmadan oluşmaktadır.Diğer bütün fiillerde istisnasız aynı
ekler mantıksal bir süreçle yeni fiiller kurmaktadır.Bu diğer eklerde ve
zamanlarda da aynı şekilde görülmektedir.Demek ki Türkçe, ezberden ziyade
mantığı öne alan yegane dillerden birisidir. Bu açıdan öğrenilmesi –bazı
ses özelliklerinin dışında-kolay bir dildir.
3)Hint Avrupa dillerini konuşan dil bilginleri tarafından ortaya atılan
bir iddia da Hint Avrupa dillerinin diğer dil ailelerinden üstün olduğu
iddiasıdır.Bu iddiaya göre diller yapıları bakımından 3 öbeğe
ayrılmaktadır:
1)Tek heceli diller (yalınlayan diller):Çince bu dil grubuna örnek
gösterilir.Bu dilde bir kelime farklı tonlama ve seslerle farklı manaları
oluşturmaktadır.
2)Düzenli diller:Türkçe, Japonca, Macarca gibi sondan eklemeli ve düzenli
yapılar içeren diller bu gruba girmektedir.
3)Bükümlü Diller:İngilizce, Fransızca ve Farsça gibi içinde düzensiz
fiiller ve kelimeler bulunan diller girmektedir.Bu dillerde kelimeler
aslından oldukça farklılaşabilmektedir.
Avrupalı bazı dilbilimcileri, bükümlü dillerin en üstün diller olduğunu
iddia etmektedirler.Bize göre bu iddia tutarsızdır.Ben bu tür dilleri
değişime ve başkalaşmaya her an açık ihtiyarlamış diller olarak
görmekteyim.Nasıl ki düzenini muhafaza etmiş bir binayla düzensizliğe,
deformasyona doğru giden harap olmuş bir bina bir değildir.Bunun gibi
Türkçe ile Hint Avrupa dilleri arasında da o kadar fark vardır.Türkçe
düzenini muhafaza etmiş bir bina gibidir.İngilizce gibi Hint Avrupa
dilleri ise başkalaşmaya yüz tutmuş, düzensizleşmiş kelimelere
sahiptir.Türkçe’nin haricindeki dilleri küçümsediğimiz
düşünülmemelidir.Bize göre bütün diller güzeldir, bunların kendine has
güzellikleri vardır.Ancak bazıları bazılarından düzen yönünden üstün
görünmektedir.İşte Türkçe düzenlilik yönünden bu tür dillerden üstündür.
4)Hint Avrupa dillerinde fiilimsilerin yapımı,Türkçe’mizden oldukça farklı
bir şekil göstermektedir.Türkçe’mizde fiilimsiler -an, -esi, -erek, -ince
gibi eklerle yapılmaktayken Hint Avrupa dillerinde ise birkaç farklı
cümleyle yapılmaktadır.Örneğin,
Türkçe’mizde: Ağlayan çocuk geldi.
Bu cümle İngilizce’de:
1.cümle: Child came/ who he is crying:2.cümle
Türkçe=Çocuk geldi/O kimse ki ağlıyor.
Farsça’da:
Merd ki teşekkur mikone=adam ki / O teşekkür ediyor.
Örneklerde görüldüğü gibi, Hint Avrupa dillerinde bir fiilimsi eki
olmadığından iki farklı cümle kurulmaktadır.Bilhassa birinci örnekte bu
açıkça görünmektedir.Ama Türkçe’mizde sıfat fiil, zarf fiil gibi fiilimsi
ekleriyle yeni cümleler kurmadan, hızlıca ifade edilmek istenen düşünce
ifade edilir. Bu da Türkçe’ye konulmuş güzel bir özelliktir.Konuşma ve
düşünmede seriliği sağlamıştır.Şunu bir kere daha ifade etmek istiyorum
ki, biz bu açıklamaları milliyetçi bir ruhla yapmıyoruz.Asırlardır Hint
Avrupacıların ırkçı uygulamalarla yaptıkları yanlışları düzeltmeye
çalışıyoruz.Örneğin, Arapça’nın ister vokalleri yönünden, ister
kelimelerindeki mana kuşatıcılığı yönlerinden Türkçe’den üstün olduğunu
açık yüreklilikle söylemek istiyorum.Ancak Türkçe’nin de bu dillerden bazı
üstün yönleri bulunduğu bir gerçektir.Türkçe’nin Hint Avrupa dillerinden
de bir çok yönden üstün olduğunu tekrar etmeme gerek yok sanırım.
5) Hint Avrupa dillerinde bir dağınıklık göze çarpmaktayken, Türkçe’de
eklerin sağladığı geniş çaplı bir düzenlilik görülmektedir.Türkçe’mizde
bir cümleyi oluşturan unsurlar birbirlerine canlı birer harçla kaynaşmış
görünüm arz etmektedir.Örnek verelim:
Ben okula gidiyorum. Bu cümlede görüldüğü gibi ekler kelimeleri adeta
birbirine kenetlemiştir.Hafif ses değişimleri ile oluşan ekler sanki
kelimenin devamı gibi hissedilmektedir.Ancak anlamda büyük değişiklikler
de yaşanmaktadır.Bu cümleyi çok çeşitli şekillerde ifade edebiliriz:
Ben okula gidiyorum.
Ben gidiyorum okula
Okula ben gidiyorum.
Okula gidiyorum ben.
Gidiyorum okula ben.
Gidiyorum ben okula.
Bu cümlelerin bu kadar değişik dizilimlerle ifade edilebilme özgürlüğü
vardır.Evet Türkçe bu yapısı itibariyle tam bir edebiyat dilidir
de.Kelimelerin ve cümledeki unsurların bu denli değiştirilmesiyle cümlede
verilmek istenen mesajın muhafaza edilmesi bir mucizedir. Diğer Hint
Avrupa dillerinde bu özgürlüğe rastlanılmaz.Cümle belli bir yapıya
hapsedilmiştir bu dillerde.Hafif bir unsur değişikliği cümlenin anlamını
tamamen değiştirebilmektedir.Az önce eklerin güzelliğinden
bahsetmiştim.İngilizce bir cümle yazalım isterseniz aşağı:
I am going to school. Az önce yazdığım cümlenin İngilizce’si bir
cümle.Örneğin
Türkçe’de şahıs zamirini çıkardığımızda anlam bozulmamaktadır ancak
İngilizce’de bu böyle değildir. Okula gidiyorum. Evet bu cümledeki fiilin
sonundaki şahıs eki sayesinde birinci tekil şahıs zamiri muhafaza
edilmektedir.Adeta Yaratıcı, şartları itibariyle asırlarca savaşlar,
göçler nedeniyle hızlı yaşaması gereken bu kavmin diline böyle kolaylıklar
vermiştir ki, ifade edilmek istenen düşünce ve duygular çabukça ifade
edilsin.Bir de buradan şunu anlamamız gerekiyor ki, Türkçe bu esnek
yapısıyla bir çok dili de tarihte etkilemiş olabilir.Bu da incelenmesi
gereken bir konudur.
6)Hint-Avrupa dillerini konuşan bazı büyük filozoflar, dillerinin mantık
dışı ve kuralsız unsurlar içerdiğini kabul etmişlerdir.Bu filozoflar,
dillerinin savurgan da olduğunu öne sürmüşlerdir.Örneğin, Platon,
“Kratylos” diyalogunda ki bu Yunanca yazılan bir eserdir.Kendi
kullandıkları (yunanca gibi) dillerin bilgileri yanlış anlamaya sebep
olabileceğini, bu nedenle mantıklı ve kurallı bir dile ihtiyaçları
olduğunu açık yüreklilikle belirtmiştir.Descartes de aynı şekilde kurallı
ve düzenli bir dil arayışındadır.Düzensiz fiillerle ve kelimelerle dolu
bir dilin bilim ve felsefe dili olamayacağı daha bir çok filozof
tarafından söylenmiş bir ifadedir.Belki de bu filozoflar Türkçe’yi
yeterince inceleme imkanı bulsaydılar, bu dili felsefe dili olarak
seçmişlerdi bile.Osmanlı bu konuda ne yapmış derseniz cevabım şu
olacaktır, Osmanlı yeni bir dil türetmiştir adeta…Türkçe fiilleri düzenli
çekimlerinin hatırına muhafaza etmiş, yine bazı Türkçe kelimeleri de aynı
titizlikle korumuştur.Ancak Osmanlının bir endişesi daha vardı,
himayesinde yaşayan bütün unsurları bölünmeden, parçalamadan muhafaza
etmek.Bu da ancak içerisinde ortak unsurlar taşıyan bir dil, bir lehçeyle
mümkün olacaktı.Ve diğer dillerden de Osmanlıca denilen lehçeyi
zenginleştirerek, Türkçe’deki düzeni de muhafaza ederek, yeni ve felsefi
derinliği olan zengin bir dil oluşturdular.Bu da o zamanın anlayışını
düşündüğümüzde gerçekten büyük bir başarıdır.Bazı bilginler Avrupa’da
Esperanto ve İdo gibi yapma diller oluşturarak, az önce bahsettiğim
düzenliliği yakalama telaşına kapılmışlardır, devamlı da yeni
geliştirdikleri bu diller üzerinde değişiklikler yapmışlardır.Adeta Türkçe
benzeri bir dil vücuda getirmeye çalışmışlardır.Şimdi bazı şüpheler de
beynimi tırmalamıyor değil.Acaba bu bilginlerin gayretleri, sadece
Türkçe’yi kabul etmemek için miydi?Tabii ki her millet kendi kültürünü
üstün görecek, fakat Türk toplumu gerçekten mutevazi bir şekilde
asırlardır sahip olduğu değerlerden taviz vererek batılı olmak uğruna öz
benliğini unuttu..Daha bir çok alanda eski kültüründen koptu.Göktürk
alfabesindeki 36 sesten kala kala elinde 29 ses kaldı.Diğer yedi ses
tabiiki varlığını ağızlarda ve lehçelerde devam ettiriyor.Demek şu andaki
alfabemiz de yazıldığı gibi okunmayan bir alfabe..Çünkü bu dışarıda kalan
7 sesi mecburen diğer harflerle ifade edeceğiz.Yine bazı uzun ünlüleri de
gösteremiyoruz. Belki de bazı hakperest batılı bilginler çıkıp şöyle de
diyebilir: “evet biz sizin dilinizin gerçekten üstün ve düzenli bir dil
olduğunu biliyoruz.Ancak şu fikirsel ve ekonomik fakirliğiniz sizin ve
dilinizin gerçek değerini örten unsurlar.Biraz daha teknoloji, iktisat ve
bilimsel alanlarda gelişin o zaman sizin dilinizin dünya dili olacağına
eminiz.”Belki de bu görüş sahipleri gerçekten haklıdır.Biraz daha çalışsak
ve gayret göstersek sadece dilimiz değil, Alevi kardeşlerimizin semahından
tutun da sazımıza, şarkılarımıza, inancımıza varana kadar bir çok kültürel
unsurumuz Avrupa’ya yayılabilir.
7)Türkçe’miz yapım ekleri sayesinde çok fazla yeni kelime türetebilme
özelliğine sahiptir.Böylelikle kelimelerin ve fiillerin tanınmayacak
şekilde başkalaşması önlenmiştir.Hint Avrupa dillerinde bu ekler çok
azdır.Genelde kelime türetme kelimenin başkalaşması yoluyla yapılır.Ünlü
filozofların beğenmediği noktalardan biri de budur.Örneğin; İngilizce’de
gitti diyebilmek için go fiilini başkalaştırarak went şekline
dönüştürürüz.Kökle yeni yapı arasında bir farklılık vardır.Türkçe’de ise
yapım ve çekim eklerinin işlekliği sayesinde bir sorun çıkmamaktadır.Git-
fiilini –di’li geçmiş zaman formuna sokmak için yapmamız gereken kelimeyi
başkalaştırmadan sonuna bir -di eki eklemektir.Kelime Gitti olarak kökünü
de muhafaza ederek yeni bir kullanıma hazırdır.
8)İngilizce’de fiillerin dışında da bazı kelimeler kuralsızdır.Bir çok
kelimenin çoğul halleri böyle kuralsızdır:
child(çocuk)-children(çocuklar)
woman(kadın)-women(kadınlar)
man(adam)- men(adamlar)
Türkçe’mizde ise böyle bir karışıklık yoktur.Çoğul hal –ler eki ile
sağlanır.Üstelik bu –ler eki de 3 sesten oluşur.3 çoğulluğun ifadesidir.Bu
çoğul ekinde ayrı bir müzikallik de vardır.Sondaki –r sesi sayesinde devam
eden,akıp giden bir çokluk (kemiyet) nazara veriliyor..
9)İngilizce’de ve diğer Hint Avrupa dillerinde önüne sayı sıfatı alan
kelimeler, sayı birden büyükse, çoğul eki alırlar.Türkçe’de böyle bir olay
yoktur.Nesneyi belirten sayı zaten çokluk ifade ettiğinden nesneye bir
çoğul eki takılmaz, örneğin, biz “İki kalem” deriz iki kalemler
demeyiz.Mantıksal olarak zaten biliriz ki, iki sayısı çokluğu ifade eder.
Yani 1kedi+2kedi=3kedi olur.Bu örneklerde görüldüğü gibi sayılar zaten
kedileri temsil etmektedirler.Tekrar kedilere çoğul eki vermeye gerek
yoktur.Dilimizin bu özelliği bazı Hint Avrupa kökenli dilleri de
etkilemiştir.Mesela Ermenice’de dilbilgisel yapıların çoğu artık
Türkçe’deki gibi kurulmaktadır.
10)İngilizce’de bazı fiiller birçok anlamlara gelirken, Türkçe’de her bir
eylemi karşılayacak ses yapısı mevcuttur.Örneğin, to take=almak, götürmek,
çekmek(fotoğraf)
11)Türkçe şahıs zamirlerinde bir ses ahengi var gibidir.Ben>Sen
>O/Biz>Siz>Onlar
görüldüğü gibi 1.ve 2.tekil şahıslar kendi aralarında, -n sesi bakımından
bir uyum içindedirler.Çoğul şahıslarda ise –z uyumu vardır.Hint Avrupa
dillerinde böyle düzenlilikler bulunmaz.Örneğin, Almanca1.tekil Ş.:Ich,
2.Tekil:Du , İngilizce I ve You bu zamirleri arasında bir anlam ilgisi
yoktur.Üstelik bu zamirlerin, yönelme, amlama gibi halleri de değişiklik
arz etmektedir.Belki de Kosmos’un “kaos” olduğunu iddia eden bilginler,
dillerinin şuuraltında uyandırdığı, düzensizlik içgüdüsünü terennüm
ediyorlardı.Bu düzensizliği tüm evrene yayıp, bu evrenin sahibini
unutturma peşinde de olabilirler tabii ki..Ancak Türkçe böyle
değildir.Türkçe gibi düzenli bir dil, şuuraltına sebepsiz hiçbir şeyin
olmayacağını fısıldar.Ona her yapılan şeyin bir öznesi olduğunu haykırır.
12)Türkçe’de önemli unsur devamlı sondadır.Kelimeler, öğeler ve ekler
önemli unsuru savunmak için adeta bir kale vazifesi yaparlar.Ben kitabı
bugün okudum.cümlesinde önemli öğe olan okudum kelimesi kalp ve beyin
kelime olduğu için muhafaza edilmiştir.Belki de Türkçe’nin ekler ve
fiiller yönünden tarihi kökenden çok uzaklaşmamasının nedeni, bu içsel
koruma faaliyeti de olabilir.
13)Türkçe’nin matematiksel bir yapısı vardır.Bunu ispat etmek için, bir
küp yeterli olabilecektir.Jean DENY'in kitabında bu küp gayet güzel bir
şekilde gösterilmiştir.
14)Türkçe’mizde seslerin birbirini etkileyişi bakımından sıralanışı bir
düzen gösterir.Ünlüler sert ünsüzleri, sert ünsüzler de yumuşak ünsüzleri
etkilerler.
Ünlü>Sert Ünsüz>Yumuşak Ünsüz yani;
A, e, ı, i, u, ü, o, ö>p, ç, t, k, h, s, ş, f>b, c, d, ğ, j, l, m, n, r,
v, y, z
15)Türkçe’de bir sözcükte hükümdar mesabesinde olan öğe yüklemdir.Hangi
öğe bu hükümdarın yanına yaklaşırsa, önemi o derecede artar.Ve bu öğe
diğer kelimelere nazaran daha vurgulu söylenir.
16)İngilizce’de ve benzer bazı dillerde, bir cümleyi edilgen yapabilmek
için o cümleyi tamamen değiştiririz.Türkçe’mizde ise bir -l ve-n eki
yeterlidir.Bütün Ural Altay dillerinde benzer bir özellik
vardır.İngilizce’de edilgen durumda nesne başa getirilir. “The book is
being read” bu pasive’i bir de aktive yapalım.”He is reading the book.”
Görüldüğü gibi “book” kelimesinin yeri tamamen değişti.Fakat Türkçe’mizde
böyle bir zorluk yoktur.Aynı cümleyi Türkçe yazarsak, “Kitap
okunuyor.”Görüldüğü gibi bir tek –n eki sayesinde yüklem edilgen çatılı
olmuştur.Etken yapalım “(o)Kitap okuyor”Görüldüğü gibi sadece bir sesi
alarak cümleyi yine etken yaptık.Bu gerçekten Türkçe’mizin nadide
güzelliklerinden birisidir.
17)İngilizce denilen dilin mazisi 500 yıl civarındadır.Türkçe’nin ise 15
bin yıllık bir mazisi olduğu ispat edilmektedir.Üstelik, Proto Türkçe’nin
Hint Avrupa dilleri dahil bir çok dili etkilediği bilinmektedir.Belki de
ilk yazı sistemini de geliştiren Türkler ve diğer Asyalı
kavimlerdi.İngiltere 11.yy.ın 2. yarısında vahşi insanların yaşadığı bir
yerdi.Buranın insanları olan Anglo-Saksonlar gerçekten geri bir
kavimdi.Hatta bir zaman gelip yok edecekleri Maya-Aztek kavimlerinden
yüzlerce kat geriydiler.Ottan evlerde yaşıyorlardı.O dönemlerde bizim
edebiyatımız şahikasını yaşıyordu.Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş’lar, Hoca
Ahmet Yesevi’ler güzel Türkçe’mizle güzel edebiyat ürünleri
veriyorlardı.Zaten Dilbilimcilerin de bildiği gibi İngilizce’nin Yüzde 60
kadar kelimesi Latince,Yunanca gibi dillerden alınmıştır.Kendi kelime
hazinesi ise yüzde 15 kadardır.Türkçe ise en az 10 bin sene işlenmiş
köklü, düzenli ve sağlam bir dildir.
18)Bir çok ünlü alim ve bilgin Türkçe’nin güzelliğini ve bu zengin
yapısını kavramış olmalı ki en güzel eselerini bu dille
vermişlerdir.Dönemlerinin ortak dili olan Arapça’yı da kullanabilirlerdi
ancak Türkçe’yi tercih ettiler.Kimdi bunlar;Yunus Emre-Divan, Hoca Ahmet
Yesevi-Divan, Hacı Bektaşı Veli-Nefesler, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk,
Atilla İlhan, Nurullah Genç, Ahmet Turan Alkan, Yahya Kemal, Tevfik
Fikret, Necip Fazıl ve daha binlerce ismi aklımıza gelmeyen farklı
görüşlerin temsilcileri, güzel Türkçe’mizi kullanmışlar bu dili bütün
dünyaya tanıtmışlardı.İleride göreceğiz ki bu dille yazı yazmak bütün
dünyada revaç bulacak, insanlar akın akın Türkçe kurslarına gidip
Türkçe’yi öğrenecekler…
19)İngilizce’de Get, have gibi bazı fiiller pek çok anlama gelecek şekilde
kullanılabilmektedir.İngilizce konuşan kimseler bu eylemleri çok kullanan
kişilere tembel demektedir.Çünkü bu eylemlerin belirsiz olduğu ve gereksiz
yere kullanıldığı samimiyetle ifade edilmektedir.Bu eylemler
kullanıldığında farklı anlamalara yol açabilmektedir.Şu anda yaşayan
İngilizce’de bu eylemler sıklıkla kullanılmaktadır.Türkçe’mizde ise her
bir eylem yerli yerinde ve karışıklığa mahal vermeyecek şekilde
kullanılmaktadır.Belki de İngiliz toplumunun bu tarz tembelliği gösteren
eylemleri kullanmalarının sebebi, maddi yönden yaşadıkları refah
seviyesidir.Türkçe’miz bu tür eylemlerden uzak kalarak, anlamda bir
açıklık ve kesinlik sağlamıştır.
20)Türkçe’mizde kelimeler çok az değişime uğrar..Bilhassa fonetik yönden
bu değişmeler çok az seviyededir.Bilhassa kitap ve yazın Türkçe’sinde bu
değişimler oldukça az durumdadır.Ancak Hint-Avrupa dillerinde bu değişim
had safhadadır.İngilizce’deki ya da Fransızca’daki gibi kelimelerin
oldukça farklı seslere dönüşmesi örnekleri Türkçe’mizde görülmez.
21)Türkçe’mizde istisna yok denecek kadar azdır.Her istisna da ayrı bir
kuralın, düzenin başlangıcını gösterir.Türkçe’miz devamlı düzene ve
güzelleşmeye doğru ilerlemektedir.
22)Türkçe’mizde diğer pek çok dilin aksine akraba adları detaylı bir
şekilde mevcuttur.Özellikle, ağabey, abla, kardeş, bacı, teyze, yeğen,
kuzen, amca, dayı, hala gibi pek çok akrabalık adları Türkçe’yi konuşan
toplumların akrabalığa verdiği önemi açıkça göstermektedir.Bu durumda
Türkçe akrabalar arası muhabbetin ifade edilmesi açısından en uygun
dillerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
23)Orhun abideleri gibi eski Türk anıtlarını incelediğimizde o dönemlerde
kullanılan pek çok fiilin şu andaki Türk lehçelerinde de yaşadığını
görmekteyiz.Hatta binlerce yıl önce konuşulan Türkçe’nin ek sistemiyle şu
anda konuşulan Türkçe’nin ekleri genelde değişmemiş aynı veya benzer
durumda gözükmektedirler.Türkçe’nin bu kelime ve ekleri muhafaza etmesi,
bu dilin kurallılığının ve sağlamlığının açık bir tezahürü olarak
gözükmektedir.Ama pek çok Hint Avrupa dilinde bildiğimiz gibi fiiller
değişik zaman çekimleri esnasında bile değişebilmekte, aslıyla hiç ilgisi
olmayan konuma girmektedirler.
24)Türkçe’miz yapım eklerinin yoğunluğu bakımından Hint Avrupa dillerinden
ayrılır.Yapım ekleri sayesinde çok kolay bir şekilde bir kelime başka bir
anlamı karşılayacak şekle dönüştürülebilmektedir.İngilizce’de ly, ness,
less gibi sınırlı sayıda işlek yapım eki varken Türkçe’mizde yüze yakın
yapım eki kullanılmaya hazır bir durumda tazeliğini muhafaza
etmektedir.Antik çağlarda yaşamış pek çok felsefeci Hint Avrupa dillerini
incelemiş, kendi dillerinin düzensizlikleri karşısında mantıklı ve düzenli
dili oluşturma gayretine girişmişlerdir.Onları en çok zorlayan konulardan
birisi de dillerindeki fiillerin ve kelimelerin düzensiz bir biçimde
türemeleri olmuştur.Bu felsefeciler dillerindeki bu eksikliği gidermenin
yapım ekleri kullanarak mümkün olacağını ifade etmişlerdir.Aslında o dönem
felsefecisinin Türk dilini arzuladığını da söyleyebiliriz.
25)Türkçe’de birleşik zamanların oluşturulması oldukça kolaydır.İki zaman
eki yan yana sırasına uygun bir şekilde kullanılıverir ve mesele hallolmuş
olur.Ancak İngilizce gibi bazı dillerde yardımcı fiil kullanılma
zorunluluğu vardır.Türkçe’de ikinci bir zaman ekinin eklenmesini sağlayan
i- yardımcı fiili düştüğünden bu eklerin birbirine hiçbir kelime yardımı
olmadan eklenmesi Türkçe’nin devamlı düzene doğru yürüyecek şekilde
programlandığının açık bir kanıtı gibidir.
Ben geliyordum.
I was coming.
26)Türkçe’miz dünya dilleri içersinde bilinen en eski dillerden
birisidir.Ve bu özelliğiyle hiçbir etki altında kalmadan kendi seyrinde
gitmesini bilmiş müstesna dillerden birisidir.Prof. Dr. Osman Nedim TUNA
pek çok ikna edici delile dayanarak Türkçe’nin en asgari 8.500 yaşında
olduğunu hesaplamıştır.Onun en büyük delillerinden biri Sümer yazıtlarında
oldukça yoğun bir şekilde bulunan Türkçe kelimelerdir.Bu bulgulardan yola
çıkan bilgin Türkçe’nin en az 8.500 yıl öncesine uzanan bir geçmişi
olduğunu ispat etmektedir.İngilizce gibi diller ise en çok 600-700 sene
mazisi olan dillerdir.Türkçe gibi köklü bir geçmişi olan bir dil, elbette
bu yönüyle de pek çok dilden üstündür.
27)Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU “Bye Bye Türkçe” adlı eserinde Türkçe ve
Japonca arasındaki ilişkilere değinmiştir.Türkçe ve Japonca arasındaki
benzerlikler oldukça şaşırtıcıdır.Bu Türkçe’nin çok köklü bir dil
olduğunun başka bir kanıtıdır.Yine Profesör Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEV
“Türk Dillerinin Tarihsel Gelişme Sorunları” adlı eserinde Türkçe’nin
Ermeni dilini pek çok yönden etkilediğini ve değişime uğrattığını
reddedilmesi imkansız delillerle ispat etmiştir.Türkçe’nin Arapça’yı,
Farsça’yı ve hatta İngilizce’yi de etkilediği aşikar bir gerçektir.Şu anda
Arapça , Farsça ve İngilizce’de pek çok Türkçe kökenli kelime
mevcuttur.Biz örnek olması açısından İngilizce’deki Türkçe bazı kelimeleri
kitabımızın ileriki sayfalarında sizlerle paylaşacağız.
28)Türkçe, edebiyat dili olmak için de oldukça elverişli bir
dildir.Türkçe’de nazma benzeyen atasözü, deyimler hazinesi oldukça
zengindir.Hatta Orhun abidelerini inceleyen bazı bilginler, bu
abidelerdeki yazıların Şiir olabileceğini söylemişlerdir.Türkçe’nin
şiirsel üslubundan kaynaklanan bu durum, güzel Türkçe’mizin şiirselliğini
gösteren bir örnektir.Asırlardır güzel Türkçe ile yazılmış eserler, tüm
dünyada Türkçe’nin yayılmasına katkı sağlamışlardır.
29)Türk dili gibi, konuşanlarının sosyal yaşantısını aksettiren dil yok
gibidir.Orhun abidelerindeki Türkçe incelendiğinde ses yapısı itibariyle
bu kitabelerdeki dilin göçebe ve savaşçı bir topluma ait olduğu
gözükmektedir.Bu abidelerde oldukça fazla kullanılan k, t, d, g gibi
sesler bize bir savaştaki kılınç seslerini, atların nal seslerini
hatırlatmaktadır.Ayrıca bu ve benzeri sesler Türkçe’ye ayrı bir azamet
katmaktadır.Ancak zamanla toplumsal yapının değişmesi ile birlikte
Türkçe’de de bazı değişimler olmuş ve böylelikle Türkçe yeri geldikçe
oldukça yumuşak,yeri geldikçe oldukça sert bir dil ola gelmiştir.Şimdi
gayet yumuşak ifadeleri içeren bir örnek yazarak Türkçe’nin bu güzelliğini
ortaya koymak istiyorum.
“ Seni tüm benliğimle sevdiğimi sana söylemek ve ruhumun derinliklerinde
saklı mücevherleri senin yüreğine hediye etmek istiyorum.”
Bu cümle incelendiğinde görülecektir ki,gayet yumuşak ifadeler
kullanılmıştır sevgiyi ifade etmek için..İstenilse bu cümle daha da tatlı
seslerle daha da kulağa güzel gelecek şekilde kullanılabilirdi.Fakat
içinde tehdit unsurları ve savaş, kavga gibi kavramları içeren bir cümle
sert bir ses yapısına sahip görünmektedir.
30)Bir gazetede Sırbistanlı bir bayan Profesörün Türkçe’yi övüşünü ve bu
dile olan sevgisini anlatışını okumuştum.Sırpça’da on bin Türkçe kökenli
kelimenin var oluşu Sırpları Türkçe’ye ilgi duymaya itmektedir.Osmanlı’nın
bu Hıristiyan tebaası bile Türkçe pek çok kelimeyi dillerinde bugüne kadar
yaşata gelmiştir.Bugün Sırp gençliği Türkçe’ye büyük ilgi
duymaktadır.Hatta bayan Prof. Teosodoviç Üniversite’deki Sırp gençlerin
Türkçe şiirlerden çok hoşlandığını, bu dilin müzikalliğine hayran
kaldıklarını ifade etmektedir.Bu da Türkçe’mizin apayrı bir güzelliğini de
ortaya çıkarmaktadır. “Acun Firarda” adlı programda bir yabancı bayan,
Acun’a “Konuştuğu dilin kulağa çok hoş gelen bir dil olduğunu, tebessüm
etmesinin nedeninin de bu olduğunu” açık yüreklilikle ifade
etmişti.Dilimiz gerçekten başka dilleri konuşanların da samimi
itiraflarıyla kulağa hoş gelen, düzenli bir dildir.
31) Türkçe binlerce yıllık geçmişi olan ve halen de canlı olan bir
dildir.Vaktiyle tüm dünyaya yayılan bu dil, bugün de Adriyatik’ten Çin
seddine kadar yüz milyonlarca insan tarafından konuşulmaktadır.Düzeniyle,
yaygınlığı ve canlılığıyla bu dil Dünya Dili olmaya aday dillerdendir.
32)Türkçe’deki ünlü seslerin zenginliği dikkat çekmektedir.Bu ünlüler
dilimize ayrı bir güzellik katmaktadır.Türkçe konuşanlar başka dillerdeki
ünlüleri seslendirmekte zorlanmazlar.Pek çok Hint Avrupa dilinde olmayan
ö, ü, i gibi ünlüler gerçekten dilimize bir ayrıcalık katmaktadır.
33)Türkçe’mizde başka dil mensuplarının söylemekte zorlanacağı şekilde yan
yana iki sessiz bulunmaz.Hint Avrupa dillerinde bulunan tren, global gibi
kelimelerdeki yan yana gelen sessizlerin benzeri bir uygulama dilimizde
yoktur.
34)Kafkas dilleri gibi bazı dillerde o derece fazla sessiz harf vardır ki,
başka dil mensupları bu derece yoğun sessizleri çıkarmakta
zorlanmaktadır.Bu gibi dillerdeki bu özellik, bu dillerin öğrenilmesini
zorlaştırmaktadır.Türkçe’mizdeki ünsüz sesler ise tüm dünya dillerinin
genelinin ses sistemlerinde var ola gelen seslerdir.Bu nedenle Türkçe’de
telaffuzu çok zor bir ünsüz sese rastlanmaz.Bir dili dünya dili yapan
özelliklerden biri olan bu özellik, dilimizin ses yapısının öğrenilmesini
oldukça kolaylaştırmaktadır.Hatta aslen Türk olan pek çok dilbilimci
Arapça, Farsça gibi dilleri o dilleri konuşanlardan daha iyi
konuşmuşlardır.Mevlana, Zemahşeri, Fahreddin Mübarekşah gibi pek çok Türk
ilim adamı Arapça ve Farsça gibi dilleri çok iyi öğrenmişler ve
kullanmışlardır.Onların bu dilleri bu denli iyi öğrenmelerinde
Türkçe’mizin az önce zikrettiğim özelliklerinin de büyük payı olmuştur.Şu
anda da başka ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın, yabancı dilleri o ülke
vatandaşlarından daha iyi ve daha düzenli konuştuğu da bir gerçektir.Erovision
şarkı yarışmasında İngilizce şarkı ile aldığımız birincilik ödülü, biraz
da bu dilin Sertap Erener tarafından iyi kullanılmasının şerefine olmuş
olabilir.
35)Kaşgarlı Mahmud gibi bir Türk bilgini daha 11.asırda Türkçe’deki kelime
dağarcığının on bin civarında olduğunu, bu kelimeleri tek tek derleyip
Divan-ı Lugat-it Türk adlı eserine alarak ispat etmiştir.Bu alim o dönemin
şartlarına göre yaptığı araştırma ve incelemelerle 7.500 civarında
kelimeyi lügatine alabilmiştir.Ancak kaba bir tahminle halk arasında
kullanılan bu kelime sayısının en az on bin civarında olduğunu
söyleyebiliriz. Hatta Türkçe’miz daha 5 ve 6. yüzyıllarda Ermenice gibi
dilleri etkilemeye başlamış bu dile daha o dönemlerde kelimeler vermeye
başlamış müstesna bir dildir.Bu günkü Ermenice’de Türkçe kökenli binlerce
kelimenin olduğu da Ermeni dil bilginlerince de bilinen ve kabul edilen
bir gerçektir.
www.izedebiyat.com'dan Türkçe'nin üstünlüğü
Türkçe'nin Üstünlüğü - 1
Türkçe'nin Şifresi
Oğuz Düzgün
ANA SAYFA
|